Okyanuslar Üzerine

Yaşadığım bazı unutulmaz koca ve değerli anılar ben öyle olmasını istiyorum diye değerli sanırım.

İnsanın kendini kandırması değil daha farklı bir durum bu. Şimdi geçmişe dönüp baktığında “O an” olmasını istediğin ve değerli bir şeyler bulmak istediğine eminim. Peki ya olmadıysa ?

2009 gerçekten dönüp dönüp hatırlayacağın o devasa anıların olduğu yıl mı ? Yoksa ben mi öyle olmasını istiyorum ? Bir anının devasalığı hangi kriterlere göre ölçülür öncelikle bunu düşünmem gerekiyor sanırım. Bana göre bu o anıyı ne kadar çok hatırladığın değil, hatırladığında şuan içinde bulunduğun andan ne kadar koptuğun.

Bu kriterlere göre birimiz Prens Mişkin, birimiz Nastasya Filippovna. Güzel kızların güzel resim çizdiğine olan inancım kadar büyük bir inançla inanıyorum ki ben gözümde büyütmüyorum, sadece Ah Muhsin Ünlü’nün “ayakkabılarını kapımın önünde görmek istiyorum” dizesine katılmıyorum.

Ben tamamen pislikçe bir şekilde ayakkabının altında adımın yazmasını istiyorum.

Tabi şimdi sen kalkıp huzur içinde yatmayacaksın, dizlerin üşüyecek, tabi ki güzel izlerinden kurtulacaksın. Sadakatin sancısı ufacık bir fotoğrafta koşup gitmeme neden olacak farkında bile olmayacaksın. Sosyoloji ile arkeoloji gibi olacağız, inceleyebileceğin bir adet canlı organizma kalmayacak.

Dudakların kanadığında bile gitmemeni isteyip, kolumu sıktığında koşacağım. Bunu yapmamak için canımdan can harcayacağım, yitirene kadar en ilkel fiziksel nefsi.

Doğa: En Pahalı Bedava Şey.

Hiç gözlemlediniz mi bilmiyorum ama, son 5 yılın en pahalı şeyi doğa. Organik ürünlerin salakça fiyatlarından veya doğa ile iç içe diye etrafına 50 tane ağaç dikilip, hazır çimenin serilip 3 milyon TL gibi fiyatlara satılan lüks “yaşam komplekslerinden” bahsetmiyorum. Doğa çok pahalısın canım.

Bugün Türkiye’nin en iyi teknoloji firmalarının kalbi olan Ar-Ge departmanlarının yerleştiği adeta Türkiye’nin geleceğinin üretildiği (asjklsajdlks) İTÜ Teknokent’de sıradan bir öğle yemeğinde medeniyet beşiğimiz İstinye Park’da bulunan zengin hacı bakkalı Macro Center’da bir ürüne rastgeldim. Fiyatı 10 TL olan bu 0.5 Cl’lik müthiş sıvı bir Hindistan Cevizi Suyu‘idi.

Şimdi kalkıp bununla ilgili koca bir yazı yazacak değilim, adam isterse o ürüne 500 TL fiyat koyar almak isteyen gider alır zerre de umrumda değil.

Değinmek istediğim nokta beynime yerleştirilmeye çalışılan doğa pahalıdır algısı. Bugün düşündüğümde farkettim, doğa dediğimde aklıma yağmur ormanlarının veya eşsiz Afrika ormanlarının gelmesi (ki buralara gitmek inanılmaz pahalı) ne kadar mantıklı anlam veremiyorum.

Algı yönetimi veya yönlendirme sonucu doğa tatili dendiğinde kafandan uçuk miktarlar geçiyorsa, outdoor mağazalarında pos makinelerinden geçen kart sesleri kulağını tırmalıyorsa, organik lokantalarda harcayacağın dolarlarının kokusu önüne gelen geyik eti kokusu ile karışıp burnundan sahte arzularını tatmin etmeye ilerliyorsa ; ihtiyacın olandan fazlasına sahipsin demektir.

Bu konuda seni yargılayabilecek kadar günahsız değilim, ama Eddie Vedder öyle.

Bu arada unutmadan ;

Sorry You’re Not A Winner

6500 yıllık müzik hayatımda duyduğum en özgün işlerden biri Enter Shikari.

Punk yaşamak mı bu bilmiyorum ama yırtık şort, bol ve uzun tişört ve dövmelerle metrobüste ufak bir kozmik ğortal açıldığı doğru. Şimdi işin aslı punk değilim, corporate sell-out değilim, regular değilim. Peki neyim ? Sanırım Enter Shikari’yim. 

Hardcore-Punk-Post Hardcore ve Bağcılar müziklerinin kırması bir hybrid. Hadi oyun oynayalım ve siz şimdi nelerin hybrid i olduğunuzu düşünün. 

 

Kadıköy tişörtün sırt ve böbrek bölgesindeki ter izi gibi olmaya devam ettikçe çok eğleneceğim. 

Bir süpergüç : Vazgeçebilme

Dünyanın en cool şeyidir vazgeçebilme. Birilerinden veya bişeylerden vazgeçebildiğin anda özgürsün dedikleri sahte yazılardan olmayacak bu. Gerçek anlamda vazgeçmekten bahsediyorum. 

Bireysele inebiliyor musun ? Tekil düşünebiliyor musun ? Ben çok sık düşünüyorum. En sevdiğim insanların bana karşı olan davranışları düşündürtüyor bunu bana. Öyleki etrafımdakiler ölse bile ben ölmediğim için bir süre üzüldükten sonra gayet süper bir şekilde hayatıma devam edebilirim.

Sonuç olarak herkes kendi hayatını yaşıyor değil mi ? Hayır. 

Modern bir toplumun içine doğmuş bir homo sapiens’im. Zaman geçer herkes benden nefret eder, ben yaşamaya devam ederim. 

En büyük ironi de aslında bu dünyayı değiştirmek istemediğimi, kendi dünyamı değiştirmek istediğimin farkına “dünyayı değiştirmek istiyorum” derken varmam. 

Modern bir bedenin içinde sıkışmış yabani ruhum. 

  

Güç, Ağaç ve Yaka Kartı

Bence tüm modernizmi anlatan tek ve yegane nesne “Yaka Kartı”. Evet tırnak içinde. Salak modernizm salak insanların doğurduğu zekice tanrıya kaldırılan bir orta parmaktan öte bir şey değil. 

Hayatım boyunca ağaç yemeyi çok sevdim, evet ağaç yemek. Saatlerce ağaçlara hayranca bakıp altında uyumak benim için ağaç yemek. Herkes biliyor üstüme yapışan, yakışan etiketleri Yazılımcı, şirket çalışanı, müzikle uğraşan, aynı filmleri binlerce kez izleyen biri. Şimdi kolumda Into The Wild dövmesiyle teknokentime girerken kart okutmam, kolumdan çıkan büyük çığlığın evcilleştirilmesi mi ?

Haliyle ben de bir kaç sert cümle kurdum, ama bu kadar Hardcore düşünmüyorum. 

Bıktım bu şehirden moduna girmeyi de girmemeyi de sevmiyorum. Benim sevdiğim kısım, istediğim zaman girebilecek olabilmem. Yani seni ne kadar sevebileceğimi bilmemeyi seviyorum. 

Koluma her baktığımda hatırlayacağım tek şey, en kötü şey bile olsa ; her zaman bir kaçış var. Gidebilirim ve gideceğimde. Tüm mahallenin taso rekorunu kırıp 4 poşet taso kazandıktan sonra hepsini balkondan kapış yaptığımda farketmiştim, istediğim en güzel en kıymetli şeylere sahil olduktan sonra hepsinin sahipliğini terk edeceğimi.  

 

Bay patates kafa olmak.

Sökülüp takılmak kim ister ? ben ben ben diyenleri duyar gibiyim.

McDonalds, McDonalds olduğu zamanlar Happy Meal’ın hediyesi olarak Woody veya Buzzlightyear gibi karizma ötesi oyuncaklar varken neden Mr Potato Head’i seçtiğimi yeni yeni anlıyorum.

Olay tamamen her şarta uyum sağlamak, insan bunun gerekliliğine bu dünyada geçireceği zamanın gerçekten çok az olduğunu anladığında varıyor sanırım. Düşünsenize cenaze evinde o ruh haline girip 2 saat sonra arkadaşlarınızla Bakırköy’de takıldığınızda neşenizden ödün vermediğinizi ! Kalpsizlik diyen olur mu bilmiyorum ama bence bu tamamen doğal habitat davranışı. Ortam gereği rol yapmadan gerçekten o anı hissedip biraz sonra farklı bir ortamda daha önceki hisleri silmeden üzerine yeni data yazmak..of çok harika.

Tüm hayvanlar alemi içerisinde en sevdiğim hayvan ayıydı her zaman, gel gelelim tahmin edilebileceği üzere bu da bu her ortamda yaşamını devam ettirebilme ve hayatta kalma iç güdüsü kuvveti ile ilgili. Yoksa harika kocaman pençeleri devasa mükemmel dişleri ve cool ötesi vücudu ile alakalı değil..

İşin komiği her duruma uyum sağlayan bu müthiş hayvanların patavatsızlık, görgüsüzlük hatta vurdum duymazlık sıfatı olarak kullanılması.. Yapmayın şöyle şeyler ayı mısınız nesiniz ?

twenty one pilots ve Pasifagresiflik üzerine.

Pasifagresifliğin bir şarkısı olsa kesinlikle Car Radio olurdu sanırım. Twenty One Pilots’ı uzun zamandır bilmeme rağmen yeni yeni bu kadar fazla dinlemeye başladım, adamlar kesinlikle yeni olmayan şeyleri yepyeni bir pakete koyup sunuyorlar ve sanırım uzun zamandır ihtiyacım olan şey de böyle bir şeydi.

Şimdi mantıklı düşündüğün zaman sound kesinlikle modern ötesi. Şarkı sözü kısmına girmiyorum bile gerçekten hissettiğin şeyi şarkıda okumak sanırım en korktuğum şey. Bu adamlar içinse yaptıkları şarkıların ilk kuralı.