Hiç gözlemlediniz mi bilmiyorum ama, son 5 yılın en pahalı şeyi doğa. Organik ürünlerin salakça fiyatlarından veya doğa ile iç içe diye etrafına 50 tane ağaç dikilip, hazır çimenin serilip 3 milyon TL gibi fiyatlara satılan lüks “yaşam komplekslerinden” bahsetmiyorum. Doğa çok pahalısın canım.
Bugün Türkiye’nin en iyi teknoloji firmalarının kalbi olan Ar-Ge departmanlarının yerleştiği adeta Türkiye’nin geleceğinin üretildiği (asjklsajdlks) İTÜ Teknokent’de sıradan bir öğle yemeğinde medeniyet beşiğimiz İstinye Park’da bulunan zengin hacı bakkalı Macro Center’da bir ürüne rastgeldim. Fiyatı 10 TL olan bu 0.5 Cl’lik müthiş sıvı bir Hindistan Cevizi Suyu‘idi.
Şimdi kalkıp bununla ilgili koca bir yazı yazacak değilim, adam isterse o ürüne 500 TL fiyat koyar almak isteyen gider alır zerre de umrumda değil.
Değinmek istediğim nokta beynime yerleştirilmeye çalışılan doğa pahalıdır algısı. Bugün düşündüğümde farkettim, doğa dediğimde aklıma yağmur ormanlarının veya eşsiz Afrika ormanlarının gelmesi (ki buralara gitmek inanılmaz pahalı) ne kadar mantıklı anlam veremiyorum.
Algı yönetimi veya yönlendirme sonucu doğa tatili dendiğinde kafandan uçuk miktarlar geçiyorsa, outdoor mağazalarında pos makinelerinden geçen kart sesleri kulağını tırmalıyorsa, organik lokantalarda harcayacağın dolarlarının kokusu önüne gelen geyik eti kokusu ile karışıp burnundan sahte arzularını tatmin etmeye ilerliyorsa ; ihtiyacın olandan fazlasına sahipsin demektir.
Bu konuda seni yargılayabilecek kadar günahsız değilim, ama Eddie Vedder öyle.
Bu arada unutmadan ;